Kendini Tim Burton Sanan CNC Tezgah

Sanayi mahallesinde, torna atölyesinde takılmanıza gerek yok. Dekorasyona biraz meraklıysanız, CNC’yle müşerref olmuşsunuzdur. Ekranda yarattığınız detaylı tasarımları ahşap gibi malzemelerin üzerine taşımanızı sağlayan bu cihaz, klasik, keskin köşeli desenlere mahkumiyete son veriyor. Eskinin oyma, kakma işlerindeki gibi detaylı ama daha modern desenlerle çalışabilmenizi sağlıyor.

Wired İngiltere’nin editörlerinden Alex Haw’ın kurduğu Atmos, CNC kullanarak yapılabilecekleri adeta yeni bir boyuta taşımış. Evlerin oyuna pek alan bırakmayan unsurlarından olan merdiveni yeniden tasarlayan Atmos’un modellemesiyle ortaya bir heykel çıkmış. Evin içini saran bu sarmaşık o kadar büyüleyici ki, masal diyarından fırlamış gibi görünüyor.

merdiven01merdiven02

Her eve olmaz belki ama uzaktan bakması bile güzel diyorsanız ve tabii ki modellemenin ayrıntılarını merak ediyorsanız, Atmos Studio‘nun işlerine göz atabilirsiniz.


Dâhiler de Üşür

Einstein’ın yazlık ayakkabı seçimi ve plaj tarzını daha önce görmüştük. Kışın bu soğuk günlerinde aynı çizgiden devam edelim ve lahana gibi giyindiğimiz için kendimizi yalnız hissetmeyelim. Neticede, Einstein da insan ve zekayla üşüme arasında (henüz) bilimsel bir ilişki keşfedilmedi. Bu durumda o da sıkı giyinecek, evinde sıcacık oturacak.

einstein

Solda yazlık, sağda kışlık tarzıyla Einstein.


Leo’yla Kamera Arkası

1924′ten beri filmlerin başında kükreyerek ben de dahil yığınla çocuğu korkutan, hatta “ben bu filmi izlemiştim zaten” yalanıyla odadan kaçmamıza sebep olan MGM aslanı Leo‘yla tanışın.

MGM

Kamera, ses, her şey hazır. Muhtemelen “Action” dediler ve Leo kükremeye başladı.


İyi Fikir: 90 Dakikalık Kesinti

İyi fikre ulaşmak için, çok çalışmak, sürekli gözlem yapmak, bolca okumak ve dikkatle dinlemek gerekiyor. İnternet tüm bunlar için harika bir kaynak; tabii kontrol sizde olduğu sürece. Ekranın her yanından çıkan bildirimler, yağmur gibi yağan mail’ler, Facebook düğünleri ve Twitter gündemi, hatları fazlaca karıştırıyor.

Şimdi derin bir nefes alın ve odaklanın: Verimli çalışmak için konsantrasyon, konsantrasyon için en azından %5.


Lisbeth’in Kahvaltısı

Edebiyatla yemek arasındaki sıkı ilişki malum. Yazarın yaptığı tasvirleri okudukça roman kahramanlarının yediklerine özenmek, kimi zaman bizi iyice kitabın içine çekerken kimi zaman da konsantrasyonumuzu bozup mutfağa kısa bir yolculuğa çıkmamıza neden olabiliyor. Oksimoron gibi görünüyor değil mi? “Yazar o kadar başarılı ki, kitabı okumayı bırakıp bir şeyler yemeye başladım.”

(Ahmet Ümit’in Kavim’de yaptığı soba üzerinde demlenen ıhlamur tasvirini okuduğumdan beri, polisiye kitapları büyük bir cam çaydanlık eşliğinde okuyorum. Eğer dışarıdaysam, Mikael Blomkvist aşkına kahvemi sade içiyorum.)

İşte bu tasvirlerden etkilenen tasarımcı Dinah Fried, sevdiği romanlar için hayalî tabaklar hazırlamış. Koleksiyonda Oliver Twist, Holden Caulfield, Alice, Heidi gibi pek çok kahramanın öğünlerini bulacaksınız; Lisbeth torpilim tamamen kişisel.

Ben yine de “eli kârda gönlü yarda olmaz” şerhimi düşeyim. İçmeye itirazım yok ama kitabı bitirmeden mutfağa girmeyin.


Yumurta mı Tavuktan?

Tasarımcı Kyle Bean, yıllardır cevabı aranan soruyu ele almış ve kökten bir çözüm bulmuş: Yumurtadan yapılmış tavuk.

tavuk

Sakın 3D falan sanmayın; el emeği, göz nuru. Kanıtı da burada:
yumurta


Broen: İki Ülke, Bir Köprü, Bol Cinayet

Geçen hafta sonu, puslu havanın bana verdiği yetkiye dayanarak, İskandinav polisiye kitaplarını bir kenara bırakıp yenilikçi bir adım attım ve İskandinav polisiye dizileri izlemeye başladım.

Wallander sayesinde biraz antremanlı sayılırdım fakat bu dizi BBC yapımı olduğu için yine de tanıdık bir hali vardı. Yenal Bilgici‘nin cumartesi günkü yazısı, Danimarka dizilerini yepyeni bir ekol olarak tanıtınca, soluğu Şöphınhem’de aldım. Zira İsveçliler Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a böyle diyor ve dizinin etkisinde kaldığınız için, bir süre siz de İsveçliler neye nasıl hitap ediyorsa, o şekilde devam ediyorsunuz.

Danimarka’yla İsveç’i birbirine bağlayan Øresund Boğazı’ndaki köprüde başlayan Broen (Danca) veya Bron (İsveççe) veya Köprü; sağlam bir cinayet hikâyesi. Bir seri katilimiz, iki ülkeye yayılmış polis ekibimiz, bolca kurbanımız ve iyi bir olay örgümüz var. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, konuda boşluk bırakmayan öyküler vardır ya; Broen onlardan. Çehov’un tüfeği gibi, kadraja giren herkes, mutlaka olaya bir yerlerden bağlanıyor.

Broen

Aslında köprünün adı Øresund Köprüsü ama biz nasıl Boğaziçi Köprüsü demiyorsak, onlar da Köprü deyince meseleyi anlıyorlar. Olay burada geçmiyor ama burada başlayıp bitiyor. Görevimiz Tehlike’deki Chesapeake Bay Köprüsü tarzında bir aksiyon beklemeyelim. Burada insanlar çok daha cool ama köprü en az Ethan’ın macera peşinde paraladığı köprü kadar güzel. 

Evet, atmosfer çok puslu, çok gri ama İskandinavya zengin. İsveçli polisimiz Saga klasik bir Porsche kullanırken, Danimarkalı meslektaşı Martin, ahşap cepheli, yüksek tavanlı, geniş camlı evinde yaşıyor. Dizinin kötü adamının da son derece makul talepleri var; her şeyi daha güzel bir dünya için yaptığını iddia ediyor. Martin güler yüzlü, duyarlı, geç de olsa olgunlaşmış bir aile babası; Saga ise resmen sosyopat. Kızımız polis ama tam bir seri katil profili veriyor hissizlik konusunda. Tabii ki kural değişmiyor; bölümler ilerledikçe buzlar kraliçesine içimiz ısınıyor ve diziyi “bizim kız Saga” olarak tamamlıyoruz. Gerçi hakkını yemeyeyim, kırdığı onca pota rağmen o bile “tak” diyor. Dizide herkes tak tak deyip duruyor, çünkü “tak” demek, Danca’da teşekkür etmek oluyor.

Danca bilmiyorsanız alt yazıya mahkumsunuz tabii ama değer. Broen, birer saatlik on bölümden tek sezon olarak çekilmiş. Yani on saat boyunca izleyip; cinayet, soğuk hava, puslu gökyüzü, iyi kare birikimi yapabilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri görüp etkilenmeyen, Köle Isaura izlesin. (İçimdeki Saga konuştu.)

Broen02Broen01


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 546 other followers